Prof. Celal Şengör’ün Cumhuriyet Bilim Teknik ekinde yayınlanan ve Muhteşem Yüzyıl dizisinden çıkış alan yazısına istinaden yazılmıştır:
“Memleketimde her elimi attığım yerde cehalet çirkefine
bulaşmaktan bıktım.” Demiş Celal Şengör. Valla ben de bu aşağılık kompleksli okumuş zevattan bıktım.
Bu aşağılık kompleksi ne yazık ki Osmanlı’nın Batılılaşma sevdasından sonra bizim okumuşlarımızda ortaya çıkmış bir marazi durumdur. Osmanlı bozgununun halkın bilinçaltına yerleştirdiği şey vardır bir de. Ama o biraz farklıdır. Okumuşlarınki farklı.
Okumuşların bazıları “ithal halk” isterler. Hatta “mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdik” zihniyetindedirler. Yani bu halk olmasa ülke ne güzel olacaktır. Kusura bakmasınlar ama yaşadıkları toplumun ve coğrafyanın tarihinden, iktisadı siyasisinden ve sosyolojisinden bihaberdirler. Ya da meseleye tek yanlı ve sabit fikirle yaklaşırlar.
“Atatürkçü” oldukları için çağdaş ve bilimsel modelde olduklarını sanırlar. Değildirler. Dogmatiktirler.
Koca bir imparatorluğun hakikaten “haremde zevk peşinde koşan padişahlar” yüzünden yıkıldığını düşünecek kadar cahil midirler yoksa bu ‘Yılmaz Özdil düz mantığı’ işlerine mi gelmektedir bilinmez.
Yeryüzünde var olan (istisnalarını saymazsak) ortalama ülkelerin aşağı yukarı yaşadıkları belli bir tarihsel süreç ve sosyoloji vardır. Teknolojiyi her üreten ülke bunu refah olarak halkına yay(a)mayabilir. Yükselen medeniyetler vardır. Çöken medeniyetler vardır. Parlak dönem yaşayan ülkeler vardır. Karanlık dönemler yaşayan ülkeler vardır.
İmparatorlukların hem kendine özgü hem de diğer imparatorluklarla benzeşen yükseliş ve yıkılma süreçleri vardır.
Bilimsel açıdan geri kalmışlık, toprak kaybetme, toplumsal yozlaşma ve benzeri unsurlar tarihsel ve sosyolojik gerçekliklerdir ve sadece bizim tarihimize özgü değildir.
Bir ülkenin vatandaşlarının tamamının entelektüel olması tarih, sosyoloji, bilim ve iktisattan anlaması mümkün değildir. Böyle bir toplum yoktur. Ne Doğu’da ne Batı’da.
Bahsedilen şey bir televizyon dizisidir. Elin oğlu Tudor’s’u yapar. Bizimkiler de bunu. Bu bir ticarettir. Toplumsal yozlaşma eleştirisi yapılabilir ama toptan bir “bizim halkımızla bir halt olmaz” mantığı maalesef bir bizim okumuş Monşer tayfasında vardır, bir de eski sömürge aydınlarında.
Yazıdaki her bir önermeye, teze, iddiaya karşılık vermeye çalışmanın gereği yok. Böyle bir durum “AKP yandaşı, Liboş” olmakla itham edilme tehlikesi doğuruyor. Olsun çok önemli değil. Ahmakları kızdırmak keyifli olabilir. Ama ahmak bilim adamı olunca yorucu oluyor.
Bir sistem “eleştirilebilir.” Bu doğaldır. Ancak gidiş yolu önemlidir.
Türkiye’nin dünya ile yarışacak üniversitesi bugün yoktur yarın olur. Bu bakış açısı, sistemi düzeltmeye yönelik bir eleştirel bakış açısı değildir. Bu “sızlanmadır” Huysuz ihtiyar mızmızlığıdır. “Bizden bir bok olmaz” hastalığıdır.
Suç oranı, ahlaki erozyon ya da sosyolojik olgulara bağlı adli vakaları sadece basından elde edilen verilerle ele almak, “Bunların artışı ne zaman oldu? Bu dincilerin zamanında oldu efenim” yaklaşımı emekli kahvesinde yapılabilecek türden bir yorum olabilir ama bir bilim adamı bu eksende yazı yazıyorsa burada sorun vardır.
Bir münafık çıkıp da “Efendi 88 senedir Töre cinayeti olgusunu azaltmak üzerine ne proje üretti bu çağdaş Cümhuriyet?” derse kızarıp bozarma ihtimali vardır.
Halk o kadar cahilleşti ki (ya da cahil ki, ya da cahildi ki) söylemi gerçekten artık kabak tadı verdi. Hemen her milletin ve devletin tarihinde olan, olmuş ya da olabilecek olayları sadece bizim tarihimizde olmuş gibi gösteren bu “aşağılık kompleksli” düşünce yapısı en az bizim “cengâver atalarımız, şanlı tarihimiz” goygoyculuğu kadar saçma.
Atatürk’ü aşağılamak da, yerlere göklere sığdıramayıp “olduğundan farklı bir imge yaratmak da “rahatsızlıktır.” Atatürk çok önemli bir tarihsel şahsiyettir, ancak bu coğrafyada yaşanan süreç içinde bir bölümdür.
Yıkılmakta olan bir imparatorluktan son derece akılcı ve fırsatçı bir yöntemle bir toprak parçası kurtarmış ve eldeki olanaklarla bir “son kale” yaratmış dikkat çekici bir liderdir. Ancak Atatürk üzerinden koca bir tarih analizi yapmak ve sosyoloji oluşturmaya çalışmak biraz fazla zorlama bir “Cumhuriyetçi” aydın saplantısıdır.
Maksat gerçekten analiz yapıp çözümler üretmekse meseleye çok yönlü bakmak lazım. Yoksa “cahil halk, ahlaksız padişahlar, üç kağıtçı politikacılar, Yüce kurtarıcı Atatürk, eşsiz devrim, karşıdevrim, gemicik, takunya” anahtar sözcükleriyle bir yere varmak mümkün değil.
Bu yöntem Yılmaz Özdil’e ekmek yediren, cıvık bir hezeyan üslubu. Bir Özdil zaten yetiyor, ikincisine hiç gerek yok.




